Cowper, yine aklımda.

Binlerce tehlikenin kuşattığı,
Bitkin, donuk, binlerce korkuyla ürperen…
Ben… bedenden bir mezara,
Ölmeden gömüldüm.

 

Yasemin Adam bir otobiyografik kurmaca, o yüzden kahramana Zünr diyeceğim. Kendisi anagram üretiminde bir dünya markası olduğu için. Zünr, kitabın sonlarında psikiyatrla konuşurken kendisini hapishanedeymiş gibi hissettiğini söyler. Psikiyatrın cevabı: “‘Siz kendi kendinizin hapishanesisiniz.'” (s. 120) Lefebvre geliyor aklıma, her bedeni bir mekân olarak görüp canlı bedenin ve enerjilerinin serpilip gelişmesiyle kendini ve çevresini yarattığını anlatıyordu, organik ve inorganik doğa mevzusunda. Zünr kendini yaratmıştır ama istemsiz bir yaratıdır bu, günümüzün sağlıklı insan normunu göz önüne alarak söylersem,  beynindeki bazı kısa devreler istencin gereksindiği bağlantıları yok etmiş.  Dolayısıyla patolojik bir vakayla karşı karşıyayız. Şizofreninin ve depresyonun kuşattığı bir zihin, edimsel ve biyolojik bir yıkım.

Kara Güneş ve Melankoli Kadındır dolayımıyla bu metin makalelik hâle gelir ama tembel bir insanım, uğraşamayacağım bir, makale yazmaya ayıracak zamanım yok iki, zaten makale yazmaya niyetim de yok üç, makale yazan insanlar ne yaptıklarını bilen veya bilmeyen insanlardır dört, makale yazılan bir şeydir beş. Dileyen otursun yazsın, bana da bir çay ısmarlasın.

Bir de Salinas’ın şiiri var ama onu Hilmi Tezgör’ün önsözünden bahsettikten sonra alıntılayacağım. Tezgör, Zürn’ün yaşamını kısaca anlatıyor, mesela yazar 1916’da Berlin’de doğmuş, annesiyle babası ayrılmış ve doğduğu ev elden çıkmış. Savaş sonrası enflasyon karşısında hızla tükenen bir Almanya var, toplumsal cinnetin hızla tırmandığı zamanlarda büyümüş Zürn. Zor bir çocukluk. Yetişkinliği de zor; evleniyor, boşanıyor ve iki çocuğunun velayetini babaya kaptırıyor. Sonrasında yazmaya, çizmeye başlıyor. Sergiler açıyor, bir sürü sanatsal olay. Metinde de karşımıza çıkan Hans Bellmer ile on küsur yıllık parçalı bir ilişkileri oluyor, Zürn’ün akli dengesi iyice bozuluyor, akıl hastanelerine girip çıkıyor ve son kez hastaneden çıktığında Bellmer onunla birlikte olmak istemiyor, Zürn de altıncı kattan aşağı bırakıyor kendini.

Danslı bir bölüm var, Zünr dans ederken uzuvlarını yitirdiğini sanıp kanat ve gaga çıkarınca rahatlıyor, kuş taklidi yapıyor. Düşerken kuşluğunu hatırladı mı diye merak ediyorum.

Tanışları: Andre Breton, Marcel Duchamp, gerçeküstücüler, Dada neferleri. Sonuncuların Zünr’ü kurtarmaya koştuklarına şahit olunabilir, nihayetinde kurtuluşu bir dil problemidir ve anagramla uğraşması da bundandır sanıyorum. Tezgör anagramın üzerinde durarak başlıyor yazısına, Zünr pek çok anagram diziyor ve Zürn’ün anagramlardan oluşan bir kitabı yayımlanmış. O kadar anagram dedik, ne olduğunu söylemedik. Anagram çok iyi bir şeydir. Mesela “gebeş”. Aynı harfleri kullanıp başka bir kelime yaratacağız, ne olur, “şebeg”. Olmadı. “Çakmak”. “Maçkak”. Bu da değil. “Vatan”. “Tavan”. Heh, mesela. Bunu cümleye uygulayın. Zor iş. Morfoloji, fonetik falan, kafa yormak gerekir. Sınırlanmış özgürlüktür, inşa edilir. İçeriden ve dışarıdan. Wittgenstein geliyor aklıma. Sözcükten türetilen diğer sözcükler, metaforları canlandıran sözcükler, şiirler… PKD, Uzay Piyangosu‘nda şiir için, “psikiyatrik bilinç akışı materyal” tanımını yapar. Tek bir bilincin akışı. Wittgenstein, sözcüğün anlamı için kişinin kendi içine bakmaması gerektiğini, sözcüğün gündelik yaşamda nasıl kullanıldığına bakması gerektiğini söyler. Yasemin Adam dışında pek kimseye bakmaz Zünr, zaten adam da pek konuşmaz. Zünr kapalı bir devredir, enerjisi sosyalliğe dönük değildir. Kusursuz bir hapishane, sağlıklı hücreleri belli bir süre öldürmeyerek büyüyen kanserli bir hücre gibi. Kara delik gibi sonsuz bir içe çökme. Sözcükler, anlamlar, çizimler, her şey çöküntüyü oluşturur. Kişi, kendinden kurtulamayacaktır.

Yasemin Adam denen şahıs Henri Michaux, büyük kaçık. Zürn’ün ebedi/edebi aşkı. Zürn çocukken ortaya çıkar, sonradan Malraux’nun kimliğini alır. Sanırım.

Bir iki şey daha. Tezgör, metnin roman mı, otobiyografi mi, anı mı olduğunu söyleyemiyor, haklı olarak. Gülten Akın’ın bir fikri olurdu bu konuda: “Yaşıyorum ve yazıyorum. Biri ötekine dönüşüyor durmadan.” Meh, üfürükten bir yazar adayı olarak –Sedat Bey öykülerimin Dedalus‘tan çıkacağını söyledi ama kitabı elime alana kadar inanamayacağım sanırım– ben de geçenlerde yaşamadığım hiçbir şeyi yazmadığımı ama yazdıklarımın yaşadıklarıma hiç benzemediğini düşünmüştüm. Kafamın üzerinde dönen buluttan bahsetmiş miydim? Şarkılar, şiirler, sözcükler, melodiler, anılar, bir dünya şey dönüyor içinde, aralarından seçip seçip diziyorum, yenilik doğuyor ama ortaya çıkan şey benim bir parçam değil, yabancı bir şey. Tanımıyorum, korkuyorum.

Salinas, şundan ötürü:

Bir yerlerdesin şimdi

Fakat bölük börçük

Parça parça

Olanaksız

 

Zürn’ün Bellmer’le ilişkisi, anagramlar, parçalı bir yaşam. Perec sesli harfini kaybeder, Calvino şehirden şehirler türetir, Zürn de bir sanat biçimi olarak yaşamını parçalar. Travmalarla başa çıkmaya çalışmanın sonsuz yolu vardır ama yine de travmalarımızın yaşındayızdır.

Anlatının kendisi hakkında hiçbir şey söylemedim, biraz söyleyeyim. Akıl hastanesi bölümleri son derece sağlıklı bir anlatıcı aracıyla kurulmuştur, eğer Zürn bunu bilinçli olarak kurguladıysa –gerçi öyle olmasa bile– müthiş bir teknik. İlaçlar zihni ve algıları gemler, havalarda uçan vapurlara rastlamazsınız, dünya rayına oturmuş gözükür. Hastanelerde geçmeyen bölümler… Abe’nin Kanguru Defteri nam metniyle aynı kırıklıktadır. Gerçi orada farkındalık ara ara sorgulanır, buradaysa hapsolunmuş çarpıklık tamamen bilinçli –bilinçli?– bir şekilde yaşanır.

Bazı izleklerin unutulmaması gerek, mesela “9”. Mesela “Ping!” Ara ara karşılaşılacaktır bunlarla, anlamları vardır ve şizofreniden mustarip bir dünyadaki ayak izlerinin kaybedilmemesini sağlarlar. Geriye doluca bir sürükleniş kalıyor, Zünr’ün düşünmeyi bırakma çabaları, intihar etme çabaları, babası tarafından aşağılanması, korkuları derken bedeninin hapishane olduğunu fark etmesiyle sona varıyoruz. Yasemin Adam her zaman oralarda bir yerde, Beyazlı Adam diye de geçiyordu galiba. Oralardan.

Son bir şey. Yine dans bölümü. Çeşitli hayvanları taklit eder, tek bir beden yeterli, hâliyle. Kendisinden türettiği anagramlar mı bunlar? Travmalarla başa çıkmaya çalışmanın sonsuz yolundan biri.

Unica Zürn,  Yasemin Adam, Dedalus Yayınevi, 2018