Yazar Feride Çetin ile Annemiz Aşktır kitabı üzerine söyleştik.

 

Bu bir deneme kitabı. Böyle söyleyince çok iddialı geliyor kulağa. Sizi böyle bir kitap yazmaya iten şey neydi?

Yazarken ben de sürekli kendime aynı soruyu sordum, ki bunun şöyle iyi bir tarafı oldu; yaşam yolculuğumu süslemeden, basit bir şekilde anlatabildim. Kendini gerçekleştirme derdindeki hemen her şehirli kadının benzer büyüme sancıları çektiğini gözlemliyordum. Zaten okurumun çoğunluğunu oluşturan gençler kitap hakkındaki fikirlerini, “Beni anlatmışsınız. Ailemle, arkadaşlarımla, öğretmenlerimle, patronlarımla aynı zıtlaşmaları ben de yaşıyorum” şeklinde özetliyor. Bu sevindirici elbette. Yıllardır gazete ve dergilere yazılar yazıyordum fakat denemenin farklı dinamiği olduğunu işin ustalarını detaylı okuyunca anladım. Cemil Meriç, Bilge Karasu, Nurullah Ataç’ın günlük hayatın rutinlerini, bireyin toplumla çatışmasını anlatışlarına hayranlık duymamak mümkün mü? Benim ne Türkçe’yi ustalıkla kullandığım ne de kendi kelimelerimi yaratmayı becerdiğim söylenebilir. Fakat bu isimlerin felsefeden, sanata her alandan yararlanması, üsluplarındaki sadelik bana örnek oldu.

Kitapta yazıyla ilişkinizden çokça bahsediyorsunuz zaten, ancak en basit haliyle yazının ve yazmanın sizin için önemi nedir?

Ursula K. Le Guin Boşa Geçirilecek Vakit Yok kitabında “Neden yazıyorsunuz? Yazının sizin için anlamı nedir?” sorusuna “Canım öyle istiyor!” diye cevap vermenin özgürleştirici tarafından söz eder. Ben de yaldızlı kağıtlarla bezemeden klişe bir yanıt vereyim… Yazmadan duramıyorum! Hikayeleri kovalamayı ve onları paylaşmayı seviyorum. Yazıdan ya da oyunculuktan söz etmektense icra etmek, üretmek daha manalı geliyor.

 

Bu kitabın sizdeki yerini de sormak istiyorum. Nasıl bir yazma, biriktirme, seçme sürecinden geçti bu yazılar?

Kitaptaki birkaç yazı dergilerde yayınlanmıştı ama onları yeniden elden geçirdim. Ailemi, çocukluğumu, eğitim hayatımı, mesleğimi, sanatı, aşkı ve dostluğu anlattığım yazılar geçen yıl bu kitabın dosyasını hazırlarken yazılmıştı. Son halini iki kez yazdım. Çünkü özel hayatımı gönül ferahlığı ile anlatmak zordu. Malum memleketimizde, ‘kol kırılır yen içinde kalır’ atasözü yaygın kabul görür. Karamsar yazıları eledim. Kitabın bütün olarak ‘mücadeleyi ve pes etmemeyi öven’ bir yanının olmasını tercih ettim. Nihai dokunuşu yapan editörüm Necla Feroğlu da genellemelere müdahale etti.

 

Aynı zamanda çok da açık sözlü bir diliniz var. Hem dünyaya hem kendinize dair çok içten şekilde okur karşısına çıkıyorsunuz. Bu bir açıdan çok etkileyici. Bu dürüstlüğü siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kimi zaman kendime “yazıyı ifşa aracı olarak kullanmaktan utanmıyor musun?” sorusunu sorarım. Küçük bir kızken canımı sıkan bir şey olduğunda büyük kağıtlara yazar üzerime yapıştırır ve “Grevdeyim!” diye ortalıkta dolanırdım. Belki o günlerden kalan bir alışkanlıktır; olan biteni açıkça anlatma cesaretini bulmak… Tabi diğer olay kişilerinin bakış açılarını yansıtmak da mühim. Günlük tutmanın böyle bir yararı var. Yıllar evvel kendinizi haklı gördüğünüz bir konuda nasıl bir gaflete düştüğünüzü fark ediyorsunuz. Zaten yazı, size edebin ölçüsünü fısıldar. Endişem didaktik olmaktı. Kendimi şöyle avuttum, henüz yolun başındasın ve amacın bir kurmaca yazarı olmak. Adı üstünde, deniyorsun işte!

 

Seyahat etmek de hayatınızda bir o kadar önemli yer tutuyor, nedir bunun sizin için anlamı? Gittiğiniz yerlerde sizin için özel olan yer neresi?

Bir göçmen olarak ‘yersiz yurtsuz’ hissetmek nedir, biliyorum. Yoldayken bir yere ait olduğumu duyumsuyorum. Yabancısı olduğum coğrafyalarda kaybolmak kadar güzeli var mı? Endülüs kültürü ve bir yıldır yaşadığım Mardin, Mezopotamya beni etkilemiştir. Bu bahsettiğim yerlerdeki kasvetli ve gizemli atmosfer, iki farklı coğrafya arasında kurduğum bağlantı ve benzer alışkanlıklar ilgimi çekiyor.

 

Kitapta size ilham olan isimlerden sıkça bahsediyorsunuz, ama bir de biz soracak olursak, sizin için yeri özel olan yazarlar ya da kitaplar kimler?

Kitapta adını andıklarım dışındakilerden söz edeyim o halde… Margurite Yourcenar, Suat Derviş, Flannery O’Connor, G.K.Chesterton, Thomas Mann, Melih Cevdet Anday… Kötülüğü hasır altı etmeden onun nedenlerini tarayan, basit günlük olaylarda dahi yıkıcı bir etki bulan tasvirleri seviyorum. Ahlak kumkumalarıyla kara mizah yoluyla dalga geçenlerin peşindeyim.

Güncel edebiyatı ve yeni kalemleri de yakından takip ederim. Kevin Wilson ve Patrick deWitt’in tekinsiz karakterlerini yerleştirdikleri absürd durumları başarılı buluyorum. Tuğba Doğan, Pelin Buzluk, Mevsim Yenice son zamanlarda iştahla okuduğum yazarlar.

 

Halihazırda üzerine çalıştığınız bir kitap daha var mı?

Birbirini paramparça etme derdindeki kadınlarla ilgili bir metin üzerinde çalışıyorum. İçinde dolandırıcı metresler, katil anneler, aç gözlü ablalar var. Toplumsal vahşeti tetikleyen ana unsur, aile içi ilişkilerdeki riyakarlık… Benim için çuvaldızı hemcinslerime batırmak kolay değil. Kadın hareketi en çok bu konuda hesaplaşmaya ihtiyaç duyuyor. Cinayetleri ve tacizi durdurmak için bir araya gelirken birbirimize çektirdiklerimiz konusunda dürüst olabilmeliyiz.

Kendi çekirdek ailemi kurduğum bu süreçte daha aydınlık konuların peşinden gitmeyi isterdim. Ama hikayeleri ben seçmiyorum, onlar gelip beni buluyor. Oyunculuk yaparken eğer bana teklif edilen karakterin ağır yükleri varsa onu canlandırmak için sakin ve dengeli hissettiğim bir dönemde olmayı isterim. Çünkü o karakterin acısını yansıtırken fiziksel olarak hırpalanma ihtimalini göz önünde bulundururum. Yazarken de benzer bir arayıştayım, sanırım. Eğer hayatımın huzurlu bir dönemindeysem korkutucu gerçeklerle yüzleşme vakti gelmiş, demektir.

 

Feride Çetin, Annemiz Aşktır, Doğan Kitap, 2019.