Yazmak Eylemi (Bir Toplumsal/Siyasal Olay Üzerine 101 Çeşitleme)” adlı eser, Ferit Edgü’nün edebiyatımıza kazandırdığı özgün eserlerinden biri daha. Ferit Edgü’nün birkaç romanını ya da öykü kitabını okuyanların zaten çok iyi bilecekleri bir durumdur yazarın farklı edebi türlerde eserler kaleme alma konusundaki becerisi; üslubundaki ve ele aldığı meselelere yaklaşımındaki özgünlük. Ferit Edgü, Yazmak Eylemi adlı eserinde de metnini oluştururken, kendine özgü, deneysel, yenilikçi, yaratıcı tavrını sürdürüyor ve okuyuculara özgün, zengin içerikli bir metin sunuyor.

Yazar, kitabının önsözünde, kendi dilinde üslup temrinleri yapmak amacıyla Raymond Queneau’nun Exercises de Style (Üslup Alıştırmaları) kitabını çevirmeye çalıştığını belirtiyor. Yazar, çeviri ilerledikçe, Paris’te bir otobüste geçen, düşsel yalın bir olayı, yüz değişik üslupta, Fransız dilinin olanak ve yetenekleri içinde anlatan Queneau’nun bu eserini çevirme çabasının başarısız kalacağını görerek, eseri çevirmekten vazgeçtiğini ifade ediyor.

Ferit Edgü, Queneau’nun eserini çeviremeyince, böylesi bir alıştırmayı Türkçenin olanakları içerisinde denemenin daha doğru olacağını düşünmüş; bu düşüncesini düş gücünün yarattığı bir olay yerine, herkesin bildiği bir olay üzerinden gerçekleştirmek istemiş. Yazar, iki yıl boyunca eserinde gerçekleştireceği üslup çeşitlemesine uygun bir olay bulup çıkaramamış ve toplumumuzda yaşanan olayların daha çok trajik olması eserinde kimi gülümsetici üslupları denemesine engel olmuş. Yazar, 1980 yılının Şubat ayı içinde, İstanbul’un (daha sonra başka kentlerin) belli başlı semtlerinde halkın tanığı olduğu bir olayı “konu” olarak seçebileceğini düşünmüş. Yazarın, yazacağı esere konu olarak seçtiği söz konusu olay; belli bir gün, esnafı kepenk kapatmaya zorlayan devrimci (?) bir eylem sonucu, 14 Şubat 1980 Perşembe günü, İstanbul’un birçok semtinde dükkanların kepenk açmamasıdır.

Yazar, eserine yazdığı önsözde, eserine konu olarak herkesin bildiği bir olayı seçmesinin nedenini, “Sanatçının düş gücünden doğan değil yaşanılan, tanığı olunan, sonuçları herkesi ilgilendiren bir olayın değişik üsluplarda nasıl dile getirilebileceğini göstermek”[1] olarak ifade ediyor. Yazar, okuyucunun hem amacı hem varılan sonucu daha kolay değerlendirebileceğini düşündüğü için, eserinde bu konuyu seçtiğinin de altını çiziyor. Ferit Edgü, eserini oluştururken yansız bir tutum sergilediğini, sadece bir yazar olarak, herkesin bildiği, yaşadığı, duyduğu, gazetelerde okuduğu, bir başkasından öğrendiği bir olayı Türkçenin olanakları içinde anlatmayı denediğini, düş gücünün yalnızca üslupta kendini gösterdiğini de ekliyor sözlerine.

Bir olayın, birden çok yazım olanağının olduğunu göstermeye 101 metnin yeteceğini düşündüğü için yazar eseri 101 metinle sınırlandırmış. Yazar, eserinde metin sayısını sınırlasa da eserdeki bazı metinleri toplumumuzun her kesiminden farklı yaşantıları olan insanların bakış açılarıyla ve dilleriyle oluşturuyor. Yazar, Batı edebiyatından, Uzakdoğu edebiyatından, Fars edebiyatından edebiyatımıza girmiş edebi türlerle edebiyatımızdaki bazı edebi türlerin anlatım özelliklerini kullanarak eseri hem üslup hem de içerik bakımından oldukça zenginleştiriyor. Eser “Notlama” başlıklı metinle başlıyor.

NOTLAMA

“Beyoğlu. Tüm dükkanlar kapalı. Hemen hemen tümü. Açık olanlar yalnız banka ve sinemalar. Anarşistlerin marifetiymiş. Esnafı tehdit etmişler, esnaf da korkmuş, açmamış kepengi. Bugünkü gazetelerde konuyla ilgili bir haber yok.”[2]

 

ŞAŞKINLIK

“Doğrusu çok şaşırdım. Tüm dükkanlar kapalı! İhtiyaçlarımızı nasıl göreceğiz? Manav kapalı! Kasap bile kapalı! Tüm dükkanlar nasıl kapalı olabilir?! Şaşırmamak elde mi?! Korkuyorlar zahir! Ama bir kasap nasıl korkar?! Telefona çıkmadı. Bacak kadar çocuklar bellerinde silah, gelip tehdit ediyorlarmış. Pek şaşırdım anarşinin dükkanlara sıçramasına. Polis nasıl engel olamıyor anlamıyorum. Bir şeyler dönüyor. Bir şeyler dönüyor ama ne? Ne diyeceğimi bilemiyorum. Şaştım kaldım!”[3]

 

MASAL

“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde İstanbul diye bir kent varmış. Bu kentte dört milyon kadar insan yaşarmış. Ne elektriği yanarmış, ne insanları ısınırmış. Günlerden bir Perşembe bir yabancının bu kente yolu düşmüş. Çok üşümüş. Kendine bir kürk almak istemiş. Sokağa çıkıp bir kürkçü dükkanı aramış. Ama tüm dükkanlar kapalıymış. Ve yabancı tir tir titriyormuş. Birden yoluna bir köpek çıkmış. Adamın yabancı oluğunu anlamış.

– Hav hav, diye havlaşmış. Ne arıyorsun bu kentte garip yabancı?

…”[4]

 

MANİ

“Ahdım var ahdım var

Kapalı bir dükkanım var

Yardan geçmez yârim var

Pazar değil Perşembe

Ne kara bahtım var”[5]

 

RUBAİ

“Biz ki haktan değil yeksandan olduk

Biz ki tam değil noksan doğduk

Görmedik böylesi bir Perşembe

Biz ki pir değil perişan olduk”[6]

 

HAYKU

“Boş bir kamıştan

Baktım karanlığına

O dükkanların”[7]

 

AĞIZ

“Ağam, ben ne bilem, kalktık geldik, ne bilem ben, ekmek alıcan, fırın kapalı, derman alıcan ecza dolabı kapalı, çul alıcan çulcu kapalı, hoş bişey almıcam ya tümü hepten kapalı.

N’o, Cuma mı günlerden? Dedikte, yoo Perşembe didiler.

Perşembe kapalı mı olumuş.

Kapalı olumuş.

Bilen yoğmuş.

Yavu ne’den kaktık ge’dik bu şehre? Ne günü belli, ne saati.

Paran olsa bile ağa desin.

Sıçayım ben böle kente, böle ağalığa.”[8]

 

“Bu alıştırma ya da deneme, gerçekliğin sayısız anlatım yolları olduğunu belgelemeyi amaçlıyor.”[9] diyor eserinin önsözünde Ferit Edgü. Yazar, eserini oluştururken kimi metinlerde metin türlerinin anlatım özelliklerini ve bu anlatım özelliklerinin yarattığı anlatım olanaklarını; kimi metinlerde ise farklı anlatıcı türlerini ve anlatıcıların sosyal sınıflarının, edinmiş oldukları sosyal statülerinin, siyasal kimliklerinin veya kimliksizliklerinin özelliklerini yansıtan anlatım unsurlarını ustaca kullanıyor. Yazar, gerçekliğin sayısız anlatım yollarının olduğunu belgelemeye çalışırken, okuyucuya gerçeğin farklı boyutları olduğunu yazdığı metinler aracılığıyla -dikte etmeden- sezdirerek, hissettirerek ustaca iletmeyi başarıyor.

 

MİLİTAN I

“Bana da görev verildi. Örgütün aldığı kararı uygulatma görevi. Benim gibi birçok arkadaşa da bu görev verilmiş olmalı. Eylemimize aynı gün, aynı anda başlayacağız. Belli semtlerde, tüm dükkanların yarın kapalı olması gerekiyor. Başka bir bilgi vermediler. Zorda kalmadan silah kullanmamamız istendi. Kendimizi gizlemedik, dükkanlara bir bir, bir müşteri gibi girdik. Patronu bulup yarın kepenk kapatmasını istedik. Korkanlar vardı. Biz eczanelerde mi? diyenler vardı. Tümüne gereken yanıtı verdik.

Bizim gruptakiler hiçbir karşı koymayla karşılaşmadı.”[10]

 

ESKİL

“Her şeyden önce ana-babaları eğitmek, yola getirmek gerek ki onlar da çocuklarına sahip çıksınlar. Çünkü bunlar çocuk işi değil. Onları kullanıyorlar. Zavallıların kanına giriyorlar. On altı-on yedi yaşında zavallı sübyanlar, ne bilir, ne anlar? Biz onların yaşındayken kitaptan başımızı kaldırmazdık. Ve çok şükür bu yaşımıza geldik.

Halbuki bu çocukların yaşları, başları yok. Yaşamamış gibi yaşıyorlar. Onlara acıyorum ama elimden bir şey gelmiyor.

Yazık bu çocuklara!

Yazık bu vatana!”[11]

 

SORGU I

– Hangi örgüttensin?

– …………………..

– Buyrukları kimden alıyorsun?

– ………………………….

– Bu eylemin anlamı ne?

– …………………………..

– Arkadaşların her şeyi anlattı. Konuşursan kendi iyiliğine.

– ……………………………

– Üç yüzünüzü yakaladık. Tümünüzü ele geçirmemiz işten değil. Sana buyruk veren, seni bu yola iten köpekleri de yakında burada göreceksin.

– …………………………….

– Konuşmayacak mısın?

– …………………………..

– Biz seni konuşturmasını biliriz.

– ………………………….Ahhhhhh…

– Ah ya.”[12]

 

Ferit Edgü, Yazmak Eylemi adlı eserindeki metinleri, en uzunu bir buçuk sayfayı aşmayacak şekilde oluşturmuş. Eserdeki metinlerin kısa olmasında, gerek yazarın öykü ya da roman yapısı kurma çabası içinde olmaması, gerekse de eserlerinin genelinde görüldüğü üzere, yazarın az sözle çok şey anlatma çabasının ön plana çıkması etkili olmuş diyebiliriz. Eserdeki en uzun metinler bir buçuk sayfayı geçmemekte, bu da yazarın metinlerdeki üslup özellikleriyle okuyucu üzerinde yaratmaya çalıştığı etkiye olumlu bir katkı sunmaktadır.

Yazar eserinde, gerçekliğin türlü hallerini değişik üsluplarla ifade ederken, hem gerçekliğin farklı boyutlarını sunuyor okuyucularına hem de ülkesinin, toplumunun, insanının gerçeklerinin farkında olduğunu ustaca yazdığı metinlerle gözler önüne seriyor. Ferit Edgü, yüz birinci metinde, eserinde anlattığı olayı bir yazarın gözünden anlatıp, son sözü bir yazara verip eserine son noktayı koyuyor.

 

YAZAR

Bugün dükkanlar kapalıydı.

Şimdi herkes bir yorumda bulunacak.

Olumlu bir eylem.

Olumsuz bir eylem.

Halka karşı bir eylem.

Eylemi baltalayıcı bir eylem.

Eyleme güç katacak bir eylem.

Sağcıların eylemi.

Solcuların eylemi.

Vb. vb.

Ben herhangi bir yorum yapacak değilim.

Ama yazabilirim. Korkularımı, kaygılarımı, düşlerimi, düşüşlerimi yazdığım gibi bu eylemi de yazabilirim. Çünkü yazmak da bir eylemdir.

Bugün dükkanlar kapalı olabilir. Ama anlatım yolları her zaman açıktır. Belki ben bir gün, yazarım bu eylemi.”[13]

Ferit Edgü’nün eserini keyif alarak ve her metinde yazarın yaratıcılığına hayran kalarak bir solukta okudum. Aynı olayın yüz bir farklı üslupla kaleme alındığı bu eseri okurken her metinde farklı bir heyecan duyduğumu, sıradaki metni okumak için sabırsızlandığımı ifade edebilirim. Ferit Edgü’nün Yazmak Eylemi adlı şaşırtıcı ve zevkle okuyacağınızı tahmin ettiğim bu eserini okumanızı öneririm.

 

 

[1] Ferit Edgü, Yazmak Eylemi, Sel Yayınları, İstanbul, 2017, s.8.

[2] a.g.e., s.9.

[3] a.g.e., s.12.

[4] a.g.e., s.79.

[5] a.g.e., s.130.

[6] a.g.e., s.131.

[7] a.g.e., s.132.

[8] a.g.e., s.110.

[9] a.g.e., s.8.

[10] a.g.e., s.34.

[11] a.g.e., s.38.

[12] a.g.e., s.62.

[13] a.g.e., s.137.