On öyküden oluşan Yüksekten ve Paraşütsüz adlı kitap Notabene Yayınevi’nden 2017 sonuna doğru yayınlandı. Emekliye ayrılan Serpil’in yeni yaşamını anlatan kitabın yazarı Ayla Şenel’i yakından tanımak istiyoruz. Yazmaya nasıl başladınız? Dosyadan kitaba kadar geçen süreci anlatabilir misiniz?

Öykü yazmaya, 2010’da Ankara’da edebiyatla ilgilenmek isteyenlerin en önemli başlangıç adresi UMAG’da başladım. Notabene’ye kalabalık bir öykü dosyası göndermiştim. Sevgili Sibel Öz’le çalışmamız sürecinde aralarından ayıklama yaptık, sadece mizahi olanlar kaldı ve onlar kitaplaştı.

 

Haşarı, dobra, kıvrak zekalı kahramanınız Serpil çok sevimli. Bu karakterin hikayesini merak ediyorum. Ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu? Serpil, Ayla Şenel’den izler taşıyor mu?

Yüksekten ve Paraşütsüz’de yazarının hayatından izler oldukça fazla. İçindeki öykülerse haliyle kurgusallık taşıyor. Dobra ve aklına eseni yapan biri olduğumu söylerler ama kanımca ben de dahil hayatımızı birbirimizle doğru dürüst “yüzleşmeden” yaşıyoruz. Sürekli olarak zımni bir “statüko”yu koruma derdindeyiz. Edebiyatı bu zinciri biraz da olsa gevşetmenin insanı rahatlatmanın bir aracı olarak görüyorum. Nitekim okuyucular da, “statüko”yu sarsan, haşarı öykü kahramanlarını seviyorlar.

İronik diliniz dramdan adeta bilinçli olarak kaçmış. Hiçbir öyküde kahramanın dünya algısında ezilmişliği, yargılamayı, suçlamayı ifade eden tek bir cümleye rastlamadım. Bu konuda neler söylemek istersiniz.

Hoşgörüsüzlüklerimizle, dogmalarımızla ve birbirimize taktığımız çelmelerle, hayatı fazlasıyla zorlaştırdığımız kesin ancak birey olarak ya oyunu kurallarına göre oynayacağız ya da dışına düşeceğiz. Hem oyunda kalmak hem de hayatı ve oyundaki diğer aktörleri sürekli yargılamak, suçlamak, şikâyet etmek kafa şişirmekten başka şeye yaramıyor. Bunun yerine kendimize, ara sıra da olsa nefes alıp devam edebilmemizi sağlayacak hayat üçgenleri yaratmaya çalışabiliriz.

 

Öykülerinizde kahramanın yaşadıklarının sonrasında tepkilerini ve sonuçlarını beklenmedik şekilde görüyoruz. Kurgularınızdaki bu başarıyı, özellikle sonlarını nasıl yakaladınız?

Genellikle bir sıçramayla noktalanmasını istediğim olay öyküleri yazıyorum ve haliyle etkileyici bir sona ihtiyaç duyuyorum. Beni memnun edecek o sonu yakalamak için adeta öykünün içinde yaşıyorum, geceler boyu düşünüp taşınıyorum. Başarabiliyorsam ne âlâ.

 

Genel anlatım dilinizde, gözlemlerinizde tatlı alaycılık hâkim. Mizahın kolay yazılabilecek bir tür olmadığı bir gerçek, siz bu başarıyı yakalamanızı neye bağlıyorsunuz?

Hayata “aşırı yorum” getirmekten kaçınıyorum. Kendime ve diğer insanlara geniş açıdan bakmaya çabalıyorum. Böyle olunca da “ciddi” ve “dramatik” addedilen kimi olay, hal ve durumun, gülümsetici, hatta çok komik olabildiğini görüyorum. Belki bilirsiniz, Tv’de yayınlanan, “Hepinizi ananas gibi görüyorum” repliğiyle ünlenen bir reklam var. Biraz oradakiler gibi olmak lazım. Herkese tavsiye ederim. 😊.

 

“Kül Kedisi” adlı öykünüz polisiye izler taşıdığı gibi sıçramalar ve geçişlerle mükemmel bir kurguya sahip. Bu öykünün, başlangıç noktası, düşünme biçimi, belli bir planı var mıydı, sonunu başında kurgulamış mıydınız?

Kolay öykü konusu bulabilen biri değilim. Öykü yazmaya ancak ve ancak içime iyice sinen bir tema, iyi kötü bir başlangıç cümlesi ve bir son tasarladığımda başlayabiliyorum. Bu süreç uykularıma mal oluyor. Yazıp bitiriyorum ama kafamda bitmiyor bir türlü. Eksikleri öyküye yerleştirdikçe başlangıçta tasarladığım ilk cümle de o son da değişiyor. Bazen tümüyle aklımdan çıkıyor. 😊 “Kül Kedisi”ni yağmurlu bir günün romantizmiyle, kendisine birkaç saatlik hayat üçgeni yaratmaya çabalayan Serpil’in bunu başaramaması ve zıvanadan çıkması şeklinde tasarlayıp yazmıştım. Ancak sonradan gördüm ki bilmeden başarmış. Hayat üçgeni hiç ummadığı bir yerdeymiş.

 

“Akıl Dişi” adlı öykünüz günümüzün her anlamda eleştirisi. Sıradan bir olayla başlamış çok ilginç noktalara gelmiş. Çıkış noktanız genel olarak sıradan olaylar mı?

Aslında hayattaki olayların hepsi sıradan ve hepsi olağanüstü addedilebilir. Durduğumuz yere bağlı… Dolayısıyla, asıl söylemek istediğinize zemin teşkil edecek, herhangi noktadan yola çıkabilirsiniz. Temayı akıldan çıkarmadan, öykünün esas öznesiymiş gibi yola devam ettiğinizde, yazdıklarınız sizi umulmadık yerlere götürüyor. “Akıl Dişi”, gerçeklerden yola çıkarak yazıldı. Evet Ekşi Sözlük’te yazarım ve evet yirmilik dişim ağrıyordu. Bu diş neye işe yarıyor acaba? Evrimle bağlantısı nedir? Bir araştırayım, derken yolum haliyle Ekşi Sözlüğe düştü. Sonrasını biliyorsunuz. 😊

 

Öykülerinizi olduğu gibi anlatırken okura bırakmışsınız tüm duygu ve düşünceleri. Bu bilinçli bir tercih mi, genel öykü anlayışınız mı?

Yazarın bir edebi eserde, söylediği ya da söylemediklerinin bir arka planı mutlaka ki var. Bu, bilinçli bir tercih olmasa bile okuyucu kendi birikim ve alt yapısına göre yazara bir şey yakıştırır.

Okuyanı az, insanı yorgun ülkemizde, seçkinci ve içine kapalı olmayan, karamsarlık aşılamayan, doğru Türkçe kullanan, “organik”, okuyan ya da okuma potansiyeline sahip kitleyi, edebiyattan soğutmayacak bir kıvam tutturmamız gerekiyor. Öykü anlayışım şimdilik bu.

 

“Katil Kablolar” adlı öykünüz aynı çatı altında yaşam mecburiyetimizin müthiş bir kesiti. Sabır taşının çatlaması. Merakımı bağışlayın, Ayla Şenel böyle bir şey yapar mı? Ne kadar sabırlı?

Sabırlı değilim. İstifçilikle ve özellikle de kablolarla başım gerçekten dertte. Evdeki kabloların hepsini söküp atmanın arzusuyla yanıp tutuşuyorum ve elektrikli/elektronik aletlerin tümüyle kablosuz hale geleceği günlerin umuduyla yaşıyorum.

 

Tükenmeyi, unutmayı, hafıza sorununu merkeze almak başından beri amacınız ya da temanız mıydı?

Hayır değildi. Öykülerde bu hafıza sorununun merkezde olmasının kaynağında, menopozla birlikte başlayan hafıza zayıflamasının hayatımı ciddi biçimde etkilemesi var. 😊

 

Mizahi öykü yazmaya devam edecek misiniz? Bundan sonrası için planlarınızı öğrenebilir miyim?

Mizahi öykü yazmayı seviyorum ama başka öykülerim de var. Reddedilmekten çekindiğim için dosyalarımı bekletiyorum. Malum, yayınevlerimizin çoğu yeni yazarların önünü açmanın değil, kitap satışı garanti yazarları daha da parlatma peşindeler.

 

Yüksekten ve Paraşütsüz, Ayla Şenel, Notabene Yayınları, 2017.

 

Ayla Şenel – Özyaşam Öyküsü

Kayseri doğumludur. Çeşitli mecralarda yayınlanmış öykü, söyleşi, kitap inceleme ve denemeleri; Yüksekten ve Paraşütsüz (Notabene Yayınları, 2017) isimli bir öykü kitabı vardır. Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi Yayın Kurulu üyesidir.

Paylaş
Önceki İçerikSedat Demir Ne Okuyor?
Sonraki İçerikDefne Suman Ne Okuyor?
Avatar
1966 Aksaray doğumlu. İlköğretimini Sakarya’da, liseyi Bursa’da tamamladı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. 2011’den bu yana Yaratıcı Yazarlık Atölyelerinde eğitim alarak öykü yazmaya başladı. Notos, Lacivert, Vagon, Edebiyatist, Gamlı Baykuş, Roman Kahramanları gibi dergilerde öyküleri, kitap tanıtımları, söyleşileri yer aldı. 2018 yılı Mart ayında "Son Cevizlik" adlı ilk öykü kitabı Notabene Yayınevi’nden çıktı. İzmir’de yaşıyor. Evli bir kız, bir erkek çocuk annesi.