Babam, tamı tamına yirmi beş yıl sonra, bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması diğer elinde ahşap bavulu kapımın önünde diz çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahcup bir konuk veya geçip giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylece beni bekliyordu.” Bu sözler bir baba-oğul hesaplaşması olan Kemal Varol’un yeni kitabı Aşıklar Bayramı’na ait.

Kral Oidipus’tan Kafka’ya, Kafka’dan günümüze değin edebiyatta güncelliğini koruyan baba-oğul hesaplaşması kitabımızda da baba Aşık Heves Ali ve oğul Avukat Yusuf üzerinden anlatıda vücut buluyor. Heves Ali, ölümlü hastalığa yakalanmış, ölmeden herkesten helallik almak için yola çıkmış, ilk durağı -senelerdir görmediği ama uzaktan da olsa haber aldığı- oğlu Yusuf olmuştur. Yusuf, çocukken babanın terk edişine kızmış, bir ömür bu yükü sırtında taşımıştır. Kahramanımız ve aynı zamanda anlatıcımız olan Yusuf kuyuya düşmüştür. Kendisi isterse kuyudan çıkabilir. Aslında hepimiz biraz Yusuf değil miyiz? Peki, biz Yusuf isek kardeşlerimiz kim? Bizi kuyuya atan kardeşlerimiz; bizim zaaflarımız ve korkularımızdır. Heves Ali, Yusuf’un üzerine titreyen bir baba, Yakup’tur. Yusuf, iç dünyasında cevabını bulamadığı sorularla kişisel yüzleşmesi için babayla beraber kendini Kars’ta Aşıklar Bayramı yolculuğunda bulur. Babaya fiziksel ve duygusal anlamda uzak olan Yusuf, yolculukla beraber babaya yakınlaşmış, babayı anlamış, tanımış ve babayla benzeşmeye başlamışlardır; Siddartha gibi.

Aynı zamanda şair olan yazarımız şiirinin bir dizesinde “Babayla bozuk her çocuk, hoyrattır elbette aşklarına” demiş. Sevgilisi Serap’ın telefonlarını açmaz, üniversitedeyken çok sevdiği sevgilisi Aylın’ın noktasını alıp bırakmış. Aylın’la hesap bakiyesini kapatmanın yolunu aramaktadır. Babası Heves Ali’nin yol boyunca yaptığı gibi.

Yazar, metinler arası tekniğiyle Haw kitabından bildiğimiz Arkanya’ya bizi götürmüş. Ucunda Ölüm Var kitabındaki karakteri olan Heves Ali’yi yeni kitabına taşımış, Sahiden Hikaye kitabındaki kelimelerle devam etmiştir. Kitabın bölüm isimlerini arka arkaya okuduğunuz zaman kitabın özetini gibi sürprizle karşılaşıyorsunuz. Kitabın özgün ve güzel yanı; Yusuf’un sevdiğine yazdığı “Affet”, “Üzgünüm”, “Unutmadım” mektupları olan üç bölümle beraber “Helallik İsteyenin Türküsü” ve “Kanadında Taş Türküsü” bölümleri oldu.

 

Kitaptan bende kalan sözler

Çünkü bir babanın kendisiyle değil, hatırasıyla kavga etmek her zaman daha kolaydı, belki de daha zor, kim bilir”(sf. 49).

“Belki de bazı sözler söylenmediğinde anlam kazanırdı”(sf. 53).

“İnsan öldüğü yaşta kalırmış. Zannedersem, insan ayrılınca da aynı yaşta kalıyormuş”(sf. 174).

“Gözün kaderi görmek, kalbin kaderi yanmaktır. Göz elli kişide kalp birinde kalır”(sf. 176).

“Kendini zorlama evlat, baba dediğin tamamlanmamış bir kelimedir zaten” (sf. 226).

“Dünya iyi bir yer değildi. İçimi yalnız sana açtım. Bir iplik gibi çözüldüm. Adını sevdiğim! Düğüm düğüm geçen yılların, dönüp dönüp durduğum bu bitmez tükenmez rüya için affet beni!” (sf. 78).

Yazarımızın diğer kitaplarındaki yalın, akıcı, şiirsel dili bu kitabında da hissediyoruz. Bir hatırlatma; Kemal Varol aynı zamanda, Sahiden Hikaye adlı kitabıyla da 2018 yılının Sait Faik Hikaye Armağanı’na değer görülmüştü.