Edebiyatın, özellikle de öykülerin bir okur olarak beni hipnotize eden, sonra diyar gurbet gezdirip kılıktan kılığa sokan, karşılaşma imkânı bulamadığım insanlarla tanıştıran, bununla da kalmayıp kültürleri, dilleri ve coğrafyayı başka bir gözle görmemi sağlayan bir tarafı var. Zamansız ve Mekânsız Hikâyeler de insana yine bu şekilde seslenen, zamanla ve mekânla, bir o kadar da zamansızlık ve mekânsızlıkla yoğrulmuş bir öykü demeti. Özellikle Zamansız ve Mekânsız Hikâyeler; giderek teknolojik donatılarla yoğrulan, karmaşıklaşan, eski zamanların içten duygularından sıyrılan hayatlarımızı göz önüne alırsak adeta bizi zamanda yolculuğa çıkarak türden bir öyküler bütünü…

Orhan Veli Alıcı, eserinde her biri kısa öyküler olsa da aslında sizi uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Mevsimi belirsiz karmaşık bir kentte başlasanız da bu yolculuğa, her defasında Toros Dağları’na, Binboğalara ve Anadolu’nun o eski zamanlarına ulaşıyorsunuz. Sonra diğer öykülerde de yaşamdan yaşama, mekândan mekâna yolculuğa devam ediyorsunuz. Yaşı yüzü geçen Hatice ve Besra Ana gibi kadınların kadim seslerini sanki işitiyor olma hissine kapılmak, belki de özlem duyduğumuz o eski zamanların gecelerini anımsamamıza yol açıyor.

Alageyiklerin ve kuşların terk ettiği bir köye baharın asla gelmeyecek olması da Hızır söylencesi ile temellendiriliyor. Göç eden kuşlar sanki köylerden ve Anadolu’dan yapılan göçleri resmediyor, gidip de gelmeyenleri anlatıyor. Baharın gelmesinin ise o zenginliklerin tekrar ait oldukları yere dönmesi ile mümkün olabileceğini anlamamıza yol açıyor. Öykülerin tamamında Hızır’ın ortaya çıkması sanki kitabın ikinci adının “Hızır Öyküleri” olması gerektiğini hissettiriyor.

Hikâyelerin ikinci kısmında yer alan Nizamettin Efsanesi ise gölgede kalmış, çoğu coğrafyada bilinmeyen, ancak olabildiğince zengin olay örgüsü ile dinleyenleri büyüleyen bir efsane. Ancak böyle bir efsaneye rastlamamış olmam üzerine yaptığım kısa bir araştırmada bu efsanenin ilk defa yazıya geçirilmiş olmasını fark etmem beni şaşırtmaya yetti. Belkıya adını geçmişte çok eski bir sohbet esnasında işitmiştim. Bu öykü kitabında Şahmeran’ı ilk gören ve zamanı gelmemiş bir peygamberi arayan Belkıya’nın efsanesi yine çokça bilinmeyen bir anlatı olarak eserde yerini almış. Şahmeran efsanesi ise onu arayan yılanlar dışında onu bekleyen bir başka Şahmeran’ın olabileceği sorusunu sormamıza yol açıyor.

Eserin ilk kısmında yer alan “Vakit”, “Hiç” ve “Bir Sürgün Şarap Ustası” kıssadan hisse çıkarabileceğimiz mesajlar veriyor. “Vakit” öyküsünde bir köstekli saat, zamanı göreceli bir şekilde bir saate sığdıran akrebin ve yelkovanın hikâyesini farklı bir gözle anlatıyor. Ve bir saate bir cevher olarak onca zaman bekledikten sonra sana kim bu manayı verdi sorusunu yöneltiyor.

Zamansız ve Mekânsız Hikâyeler‘in çıkardığı bu yolculuğun her durağında Anadolu insanı size bir şeyler anlatıyor: Acılarını, mutluluklarını, umutlarını, bir türlü gelmeyen baharı, Hızır’ın imdada koşmasını… Yazar, bütün bu öyküleri kaleme alırken kültüründen, yaşanmışlıklarından, toprağa sırt dönen davudi sesli ihtiyarlardan, onların uzun gecelerde anlattığı efsane ve masallardan yola çıkıyor. Zamansız ve Mekânsız Hikâyeler ile tanıştıkça insanın yalnızlıktan kaçış yolunun efsane ve masallar olduğunu, başka bir deyişle de geçmişimizden geçtiğini görüyorsunuz. Anadolu kendini var etmek için ve unutulmamak adına hikâyelere sığınıyor.

Her öyküde karşımıza çıkan Hızır’ın zamanı yönetmesi üzerine düşündürücü sözleri ve Hiç öyküsünde karşımıza çıkan gaip adamın sözleriyle sizleri baş başa bırakıyorum.

“Evlat, eğer ben geceyi sarmazsam zaman durur, türlü canlı zaman durduğu halde nefes almaya devam eder. Böyle olunca da nehirler boşa akar, bedenler acıkır ama can duymaz, hayvanlar telef olur, hakikatin nimetine muhtaç kullar bu güzelliklerden faydalanamaz! Bu yüzden sarmam gerek zamanı…”

“Ne zaman bir mazlum zalimi tahtından indirir de o yere gelir ve zalim olmaz ise, işte o zaman bu topraklara bahar gelir, anaların gözyaşı diner” dedi ve ekledi; “Oysa bu güne dek hiçbir mazlum muktedir olunca zalimleri aratmamıştır evlat!”

 

 

Orhan Veli Alıcı, Zamansız ve Mekânsız Hikâyeler, Alakarga Yayınları, 2018.