Header Reklam
Ana Sayfa Öne Çıkan Yazılar Bir Gazetecinin Edebiyat Adamı Olarak Portresi

Bir Gazetecinin Edebiyat Adamı Olarak Portresi

 

Kitaplar Çevreler

 

I. Metin Münir’in Zavallı Kalbimi Rahatlat adlı köşe yazısı yıllardır odamdaki panoda asılı. Kitap almak için yurtdışına gitmenin beklendiği zamanları ve bugün internetin sunduğu zenginlik karşısında düşülen şaşkınlığı konu edinen bu yazıya göre, kitap almak önüne geçilmesi mümkün olmayan bir tutkudur, belli bir noktadan sonra, satın alınan kitaplar masaların üstünde depremlerin okyanusun üzerine ittiği tepeler gibi yükselir. Yazıdaki şu soru aslında hepimizin (tüm kitapseverlerin) ortak derdine işaret eder: “Artık amazon.com var. İstediğim kitabı hemen ısmarlayabilirim. Ama ısmarlamalı mıyım?”

 

II.

Onun yazılarını biriktirerek okuyorum. İç politikayı çarpıcı gözlemler ve gayet özlü tahlillere işlemesi bu duayen gazeteciyi çorak medya dünyamızda oldukça farklı bir yere koyuyor. Kıbrıs’la ilgili yazılarını da -askerliğini Ada’da yapmış biri olarak- dikkatle takip ediyorum, anlamaya çalışıyorum. Ama ben Metin Münir’in en çok deneme türünde yazdığı, iç dünyasını dışarısıyla (gökyüzüyle, denizle, ormanla) buluşturduğu metinleri seviyorum. Bahçesindeki ağaçları, göçüp giden ve geri gelmeyen kuşları, denizin verdiği huzuru ya da, ne bileyim, ormanın sessizliğini anlattığı bu dingin yazılarda edebiyatın hasını buluyorum. Bazen yurtdışında çıkan yeni kitaplardan ya da oralarda yayınlanmış araştırmaların sonuçlarından hareketle alıyor kalemi eline; milletlerin mutluluk seviyeleri (ve bunun nedenleri), hafızanın  kırılganlığı ya da insanın uyku düzeni gibi konular üzerine yazıyor. Sakin ve bilge bir üslupla. Hepsini hayranlıkla okuyorum.

 

III.

Bir yazının tohumunu atan şey çoğu zaman başka bir yazıdır. MM’nin bahsettiğim türdeki metinlerini okumak -diğer tüm sevdiğim yazarlarda olduğu gibi- bana da oturup bir yazıya başlama isteği veriyor. Kısacık bir köşe yazısı için neredeyse mucize kabilinden bir etki bu. Kafamda, düşüncemde cümleler kendiliğinden yürümeye başlıyor, neredeyse, kendilerini dayatıyorlar, diyeceğim. Bu tip yazılar benim anlatma iştahımı harekete geçiyor. Yazmak bulaşıcı bir hale geliyor.

 

IV.

Enis Batur bir yazısında günde yaklaşık yirmi köşe yazarı okuduğunu, bunların içinde devamlı takip ettiği yazarların sayısının ise iki olduğunu söylemişti (diğeri, A. Turan Alkan). Çok sevdiğim bir yazarın bir başka çok sevdiğim yazarı sevdiğini öğrenmek beni sevindirmişti. ‘Sokulgan’ okurlarının bildiği gibi, EB edebiyat bağlamında hısımlık ilişkilerine sıklıkla eğilir. Ona göre, yazınsal yakınlık kimi yazarları birleştiren bir şeydir. Bu yazarlar, biraz dert ettikleri konuların benzerliği, biraz da Yazı’ya bakış açılarındaki paralellik dolayısıyla bir tür aile ya da klan oluştururlar. Batur’unkiler, coğrafya ve çağ fark etmeksiniz, Alberto Manguel’den Petrarca’ya uzanan zengin bir hatta yer alır. Metin Münir de bu ailenin güncel kollarından birinde olsa gerektir.

 

V.

Bir romanı ya da öykü kitabı yok Metin Münir’in, bildiğim kadarıyla. Peki bu, onun bir edebiyat adamı olmadığı anlamına gelir mi? Çoğu yazısı öykü veya deneme türünün –ya da ara bir türün- başarılı birer küçük örneği sayılamaz mı? Aslında eğilse, kısa kısa öykü’de çok sıkı yapıtlar verebileceğini düşünüyorum. Andığım yazılarda ben zaten böyle bir tat buluyorum ve bu yüzden, onlar hakkında bir yazı yazmak için bir kitapta bir araya gelmelerini beklemiyorum. Dolu Geldiğinde Bahçede, Örümcek Olarak Yaşamak ve son metinlerinden biri olan Bir Balkonda Üç Şişman Kadın gibi yazılar kanımca bu görüşümü destekler. Ya da mesela, geçen yaz okuduğumuz Fotoğrafımı Çekiyorum O Halde Varım adlı metni, bir haber sitesinde çıkan alelade bir köşe yazısı olarak mı göreceğiz? Hiç sanmıyorum!

 

VI.

Zavallı Kalbimi Rahatlat’  aslında bir şarkı adı. Bahsi geçen kitap da Amerika’da Blues müziğinin ortaya çıkışını ve onun Afrika’ya dayanan köklerini anlatıyor. Metin Münir bize kitapla ilgili azıcık bilgi verip yazısını noktalıyor ve muhtemelen, sırada bekleyen, masasının üstünde biriken diğer kitaplardan birine geçiyor. Ne de olsa zaman az, kitap çok!

 

Masamda oturuyorum ve çok uzak olmayan bir geçmişte ülkenin saygın gazeteleri arasında yer alan Milliyet’ten kesip panoma astığım yazıya bakıyorum. Zavallı Kalbimi Rahatlat, merak duygusu ve kitap sevgisi üzerine bir metin. Hem de, okuyacak zamanı kısıtlı olduğu halde, yeni kitaplar edinmekten kendini alamayanlar için bir teselli gibi.

 

Çünkü bu hoş yazı, “Kitap sadece okunmak için değildir. Güzel şeylerle çevrelenmek içindir,” diye bitiyor.